Ad Oculus

Ut Avertam Oculos Meos Ad Intendum.

Anayasa Mahkemesi’ne Bireysel Başvuru Mekanizmasının İnsan Haklarının Korunmasına Yönelik Hukuki Etkisi

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yolu 2010 yılında yapılan Anayasa değişikliğiyle açılmıştır. Böylece kamu gücünü kullanan kurumların ve kişilerin sebep olduğu, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda[1] güvence altına alınmış ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamında olan hak ve özgürlüklerin ihlallerine karşı 23 Eylül 2012 tarihinden itibaren yargı denetimi başlamıştır. Bu değişikliğin sebeplerinden birisi de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde Türkiye aleyhine sonuçlanan davaların sayısını azaltmak ve iç hukukta ihlallere çözüm bulabilmektir.[2]

Anayasa’nın 148. maddesinde bireysel başvuru şu şekilde düzenlenmiştir;

“… Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir. Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.

Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz.

Bireysel başvuruya ilişkin usul ve esaslar kanunla düzenlenir. …”

6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinde ise bireysel başvuru şu şekilde düzenlenmiştir;

“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir. 

İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir. 

Yasama işlemleri ile düzenleyici idari işlemler aleyhine doğrudan bireysel başvuru yapılamayacağı gibi Anayasa Mahkemesi kararları ile Anayasanın yargı denetimi dışında bıraktığı işlemler de bireysel başvurunun konusu olamaz.”

Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve eki Protokollerde tanınan haklar ve özgürlüklere Mahkeme’nin incelemesinde birlikte yer verilmiş olunmasının halihazırda Anayasa’da düzenlenmiş olan temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulmasının da ancak milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla mümkün olabileceği hükmü (Anayasa m. 15) ile temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların çatışması halinde milletlerarası antlaşma hükümlerinin esas alınacağı (Anayasa m. 90/5) hükmü gözetildiğinde rasyonel bir gerekçesi vardır. Ancak, Anayasa’nın diğer maddelerinde usulüne göre yürürlüğe konmuş tüm milletlerarası antlaşma normlarından bahsedilerek bir ayrım gözetilmemişken, bireysel başvurunun düzenlendiği hükümlerde temel hak ve özgürlükleri düzenleyen milletlerarası antlaşmalar bakımından bir ayrım yapılarak sadece Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve eki Protokollerde korunan temel hak ve özgürlüklerden bahsedilmiştir.

Ayrıca, Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunabilmek için kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen temel hak ve özgürlüklerin hangileri olabileceği tek tek sayılmamıştır. Bu, temel hak ve özgürlüklerin geniş yorumlanacağı ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin içtihatları ile belirlenen hak ve özgürlüklerin de gözetileceği kapsamında yorumlanabilir.[3] Ancak, madde hükmüne göre temel hak ve özgürlüğün sadece Anayasa veyahut Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ya da eki Protokollerden birinde düzenlenmiş olması değil hakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Sözleşme ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına da girmesi gerekli görülmektedir. Bu demektir ki temel hak ve özgürlüğün bir hukuki metinde korunuyor olması yeterli olmamış, ikisinde de korunuyor olması aranmıştır. Bu da bireysel başvuru mekanizmasının hukuki etkisini daraltmaktadır.

Nitekim madde hükmüne göre temel hak ve özgürlüklerin hem Anayasa hem AİHS ve eki Protokollerinin kapsamına girmesi gerekmesi bireysel başvuru mekanizmasının insan haklarının korunmasına yönelik hukuki etkisini daralttığı sonucu Anayasa Mahkemesi kararlarından da çıkarılmaktadır. Örneğin, Anayasa Mahkemesi’nin 7.7.2015 tarih ve 2013/1958 başvuru numaralı kararı uyarınca sosyal güvenlik hakkının ihlal edildiği iddiasıyla yapılan bireysel başvuruda Mahkeme sosyal güvenlik hakkının Anayasa’nın 60. maddesinde düzenlenmiş olmasına karşın AİHS’de düzenlenen bir hak olmadığından bireysel başvuruya konu yapılamayacağını söylemiştir.[4] Bunun yanı sıra, AİHS kapsamında olmayan bir hakkın AİHS kapsamında olan bir hakka dayandırılarak yapılması mümkündür. Örneğin, 2.10.2013 tarih ve 2013/1613 başvuru numaralı karara göre çalışma ve kamu hizmetine girme hakkının özel ve aile hayatına saygı hakkına dayandırılması mümkündür.[5] Ayrıca, madde hükmünde belirtilmiş olduğu haliyle Türkiye’nin taraf olmadığı AİHS eki Protokoller kapsamındaki hakların da bireysel başvuruya konu edilemeyeceği belirtilmiştir. Örneğin, 20.2.2014 tarih ve 2012/1051 başvuru numaralı karara göre Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın 23. Maddesi ve AİHS 4 No.lu ek Protokolde düzenlenmiş olan seyahat özgürlüğünün ihlaline yönelik başvurunun bireysel başvuruya konu olamayacağını çünkü bu protokole Türkiye’nin taraf olmadığını söylemiştir.[6]

Bu düzenlemeler ışığında, Anayasa Mahkemesi tarafından verilen emsal kararlara baktığımızda en çok adil yargılanma hakkı, din ve vicdan özgürlüğü, eğitim hakkı, ifade özgürlüğü, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı, mülkiyet hakkı, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı, özel hayatın korunması hakkı, örgütlenme özgürlüğü, seçme, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı, maddi ve manevi varlığın korunması hakkı, kötü muamele yasağı ve yaşam hakkı ihlallerine dair kararlarla karşılaşılmaktadır.[7]

Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru mekanizmasında halihazırda kapsamı daraltılmış olan temel hak ve özgürlükler, madde hükmünde Birleşmiş Milletler antlaşmalarının belirtilmemesiyle kapsamı iyice daralmıştır. Zira, yukarıda sayılan hak ve özgürlükler dışında Türkiye’nin taraf olduğu insan haklarına ilişkin BM antlaşmalarıyla;

  • Soykırım tanımlanarak suç sayılmakta,
  • Mülteci kavramı tanımlanarak devletlere yükümlülükler yüklenmekte,
  • Göçmen işçiler ve ailelerine mensup bireylerin ayrımcılığı yasaklanmakta,
  • Irk ayrımcılığının kaldırılması amaçlanmakta,
  • Halklara kendi kaderini tayin etme hakkı sağlanmakta,
  • Kadınlara karşı her türlü ayrımcılık yasaklanmakta,
  • Kölelik yasaklamakta,
  • Savaş propagandası yasaklanmakta,
  • Engelli bireylere karşı ayrımcılık yasaklanmakta,
  • Zorla kaybedilme tanımlanmakta ve buna katkı sağlayanlara karşı ceza hukukun uygulanması yükümlülüğü getirilmekte,
  • İşkence eylemlerini suç olarak düzenleme yükümlülüğü öngörülmekte,
  • Savaş suçlarına ve insanlığa karşı suçlara zamanaşımı sınırlaması uygulanmaması düzenlenmektedir.

Yukarıda sayılan hak ve özgürlüklerin bazıları AİHS kapsamında da sayılıyor olsa da bazıları sadece BM antlaşmaları ile düzenlenmiştir. Mevcut bireysel başvuru düzenlemesine göre ise yalnızca BM antlaşmaları ile düzenlenen hak ve özgürlükler bireysel başvuruya konu edilemeyecektir. BM antlaşması ve Anayasa’da düzenlenmiş olan hak ve özgürlükler de bireysel başvuruya konu edilemeyecektir. Tüm bunlara bakıldığında bireysel başvuru için BM antlaşmalarında tanınan hak ve özgürlüklerden de bahsedilmiş olsaydı bireysel başvuru ile insan haklarının korunmasına yönelik hukuki etkinin güçlendirilmiş ve genişletilmiş olacağı görülmektedir.

Dünya’dan bireysel başvuru mekanizması örneklerine baktığımızda, İspanya’da sadece İspanya Anayasa’sında 14-30. maddelerinde korunan temel hak ve özgürlüklerin bireysel başvurunun (amparo) konusu yapılabileceği, bunlar dışında kalanların ise ancak bunlarla bağlantılı olmaları halinde amparo başvurusuna konu olabilecekleri düzenlenmiştir.[8]  Azerbaycan’da ise her türlü anayasal hak ve özgürlüğün bireysel başvurunun konusu yapılabileceği düzenlenmiştir ve uygulamada milletlerarası antlaşmalar ile milletlerarası mahkemelerin içtihatlarının mahkemede destek norm olarak kullanılabilmektedir.[9] Federal Almanya Cumhuriyeti’nde ise, Federal Almanya Cumhuriyeti Anayasası’nın 93. maddesinin ilk fıkrasında 4/a bendinde sayılmış olan temel hak ve özgürlüklerin ihlaline karşı bireysel başvuruda (anayasa şikayeti) bulunulabileceği düzenlenmiş, uygulamada ise AİHS hükümleri ve uluslararası mahkemelerin kararlarının ise yapılan başvuruda iddiaların desteklenmesi için atıf yoluyla kullanılabileceği belirtilmiştir.[10]

AİHS ve taraf olunan ek Protokollerde düzenlenmiş temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği durumlarda taraf devletlerin AİHM önünde yargılanacağı ve bu davadan kesin hüküm niteliğinde bir karar alınacağı[11] göz önüne alındığında Anayasa’nın 148. ve 6216 s. Kanun’un 45. madde düzenlemesinin gerekçesi açıkça görülmektedir. Nitekim mevcut düzenleme, Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru mekanizmasının getirilmiş olmasındaki sebeplerden olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuruların azaltılması, ihlallere iç hukukta çözüm bulunabilmesi ve dolayısıyla Türkiye’nin AİHM kararıyla yaptırıma maruz kalmasının önlenmesi fikriyle özdeşleşmektedir. Ancak bu düzenleme, bireysel başvurunun insan haklarının korunmasındaki hukuki etkisinin yeterince kapsamlı olmadığını göstermektedir. Türkiye’de bireysel başvuru mekanizmasının hukuki etkisini güçlendirebilmek için mevcut madde hükmüne göre ihlal edilen hak ve özgürlüklerin hem Anayasa hem AİHS ve eki Protokollerde bulunması aranmamalı, temel hak ve özgürlükleri düzenleyen BM antlaşmaları veya herhangi bir milletlerarası antlaşma da bu düzenlemede sayılmalı ve hatta tek bir hukuki metinde bu temel hak ve özgürlüğün korunuyor olması yeterli olmalıdır. Kaldı ki, temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalar normlar hiyerarşisindeki konumuna da bakıldığında düzenlemenin böyle olması daha uygun olacak ve bireysel başvurunun da kapsamı genişleyecektir.


[1] Bundan sonra “Anayasa” denilecektir.

[2] İnceoğlu, Sibel. “Norm Temelli Denetimden Olay Temelli Denetime: İHAS’a Uyum Işığında Bir Değerlendirme”. Anayasa Yargısı, 29(1), 2013. 83-106.

[3] Şenyürür Köseoğlu, Özge. “Avrupa Ülkelerinde Ve Türkiye’de Anayasa Mahkemesine Başvuru Hakkı”, Yüksek Lisans Tezi, 2017.

[4] Mehmet Hadi Tunç Başvurusu. (Başvuru Numarası: 2013/1958), Karar Tarihi: 7/7/2015.

[5] Serkan Acar Başvurusu. (Başvuru Numarası: 2013/1613), Karar Tarihi: 2/10/2013.

[6] Sebahat Tuncel Başvurusu. (Başvuru Numarası: 2012/1051), Karar Tarihi: 20/2/2014.

[7] Anayasa Mahkemesi. “Yıllık Rapor 2022”. Anayasa Mahkemesi Yayınları, Nisan 2023.

[8] Esen Arnwine, Selin. “İspanya’da Bireysel Başvuru Yolu”. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 52, Sayı 4, 2003.

[9] Şenyürür Köseoğlu, Özge. “Avrupa Ülkelerinde ve Türkiye’de Anayasa Mahkemesine Başvuru Hakkı”, Yüksek Lisans Tezi, 2017.

[10] Mellinghof, Rudolf. “Federal Almanya Cumhuriyetinde Anayasa Şikâyeti”. Anayasa Yargısı Dergisi, Cilt 26, 2009.

[11] Aybay, Rona. “Uluslararası Antlaşmaların Türk Hukukundaki Yeri”. TBB Dergisi, Sayı 70, 2007.


Ad Oculus sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.